<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nur Aksiyon</title>
	<atom:link href="http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nuraksiyon.com</link>
	<description>Eğer biz doğru İslamiyet&#039;i ve İslamiyet&#039;e layık doğruluğu ef&#039;alimizle izhar etsek sair kıt&#039;alardan ve milletlerden fevc fevc İslamiyet&#039;e dehalet edeceklerdir.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Aug 2010 21:39:02 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Abd</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=262</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=262#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 15:34:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Marifet Ufku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[Abd: Sözlük anlamı kul, köle, hür olmayan gibi manalara gelir. Gerçekte zat-ı uluhiyet dışında kalan bütün varlık alemi abd kelimesi kapsamına girer. Risalelerde yer yer rububiyet dairesi ve ubudiyet dairesi diye iki türlü daireden bahsedilir. Rububiyet dairesi Zat-ı Akdes’e aittir. Eşyayı terbiye eden her bir varlığa muayyen bir suret ve miktar belirleyen, hadsiz fezada nihayetsiz zerreleri sevk ve idare eden yalnız O’dur. Münezzeh ve Müberra olan rububiyet dairesinin karşısında ubudiyet dairesi vardır. Vücudu vacip olan Zat-ı Zülcelal haricinde tüm mümkin varlıklar ubudiyet dariresindedir ve hepsi abd kapsamı içindedir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="announcement_post"><p><img class="alignleft size-full wp-image-286" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="kulluk1" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/kulluk1.jpg" alt="kulluk1" width="200" height="166" /><strong>Abd:</strong> Sözlük anlamı kul, köle, hür olmayan gibi manalara gelir. Gerçekte zat-ı uluhiyet dışında kalan bütün varlık alemi abd kelimesi kapsamına girer. Risalelerde yer yer rububiyet dairesi ve ubudiyet dairesi diye iki türlü daireden bahsedilir. Rububiyet dairesi Zat-ı Akdes’e aittir. Eşyayı terbiye eden her bir varlığa muayyen bir suret ve miktar belirleyen, hadsiz fezada nihayetsiz zerreleri sevk ve idare eden yalnız O’dur. Münezzeh ve Müberra olan rububiyet dairesinin karşısında ubudiyet dairesi vardır. Vücudu vacip olan Zat-ı Zülcelal haricinde tüm mümkin varlıklar ubudiyet dariresindedir ve hepsi abd kapsamı içindedir. 24. Sözün dördüncü dalında şöyle bir ifade vardır: “Kur’an-ı Hakim tasrih ediyor ki arştan ferşe yıldızlardan sineklere, meleklerden semeklere, seyyarattan zerrelere kadar her şey Cenab-ı Hakk’a secde ve ibadet ve hamd ve tesbih eder. Fakat ibadetleri mazhar oldukları esmalara ve kabiliyetlerine göre ayrı ayrıdır, çeşit çeşittir.”</p>
<p>Görülüyor ki bütün varlık alemi “abd”dir .Ancak ibadetleri çeşit çeşittri. Hayvanların ibadetleri ayrı, meleklerin ayrı, bitkilerin ayrı insanların ayrıdır. Sonuç olarak hepsi ibadet safında yer alıyrolar. Bunlardan insanın ibadeti daha bir başkadır. O varlıkta gizlenmiş ilahi isim hazinelerinin keşşafıdır, ruy-i zeminin halifesidir, Allah’ın tek muhatabıdır. Bu cihette insanın ibadeti külli ve kapsamlıdır. (bkz. Abd-i Külli)</p>
<p>Ezel ve ebedin Zülcelal Sultanı abdiyet cihetiyle mahlukatını seviyor. Seviyor ki mevcudatın vazifelerini, ibadetlerini, tesbihlerini inkar etmek manasına gelen “ küfür” fiilini ve bu fiilin sahibi olan “kafiri” ebedi cehennemle cezalandırıyor. Mevcudat abdiyet yönüyle ind-i ilahide  yüksek derecelere sahiptir. Bu manada şu cümle çok dikkat çekicidir:”Şu mevcudatın ali bir makamı, ehemmiyetli bir vazifesi vardır. Zira onlar mektubat-ı rabbaniye ve meraya-yı sübhaniye ve memurin-i ilahiyedirler.”</p>
<p>Bir başka açıdan abd kelimesine bakarsak; “abd” kul, köle manasına gelirsede asıl hürriyet abdiyetin içindedir. Çünkü tam abd olmak demek masivaya karşı hür olmak demektir.”Allah’a abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur sözü hükmümüzü teyit ediyor.</p>
<p>Kuran’da en yüksek mevki ”abd”  mevkiidir.çünkü feleklerin yaratılma sebebi, beşerin eşrefi ve ahseni, mefhar-i kainat efendimiz (A.S.M) kuran’da abdimiz diye ondan bahsediliyor. İsra suresinin birinci ayeti olan” Münezzeh tir O Allah ki abdini bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksaya yürüttü.” İfadesinde insanların en şereflisi için “abd” kelimesi zikrediliyor. Yine bakara suresinde “abdimize indirdiğimiz bu Kur’anda bir şüpheniz varsa…” (bakara 23) ayeti eşsiz insandan “abd” diye bahsediliyor. Rivayete göre Resul-i Kibriya Efendimiz (ASM) kul peygamber mi sultan peygamberi mi olmak istersin? Sorusu karşısında Hz. Seyyidül Abidin (ASM) kul peygamber olmayı tercih etmiştir. Sultan-ı Kainata abd olan elbette masivaya karşı hür olur.</p>
<p>Hz. İsa (AS) mucize eseri olarak beşikte konuşmaya başlayınca zikrettiği ilk kelime “ben muhakkak Allah’ın kuluyum” (Meryem 30) olmuştur. Ayetin devamında ise “Hayatta olduğum müddetçe bana namaz kılmayı ve zekat vermeyi tavsiye buyurdu” diye geçer.</p>
<p>Hz. Nuh (AS) için Kur’an “abden şekur” ifadesini kullanır. İsra suresinin 3. Ayetinde “O (Nuh) doğrusu çok şükreden bir abd idi.” cümlesi geçer.</p>
<p>Bu üç örnek haricinde Kur’anda başka peygamberler için de abd ifadesi bulunmaktadır. Sad suresinin 30. Ve 44. Ayetlerinde Hz. Süleyman ve Hz. Eyyub için “ne güzel abddi” ifadeleri yer alır.</p>
<p>Görülüyor ki beşerin en seçkin insanları olan peygamberler için cenabı Allah abd kelimesini kullanıyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-285" style="margin: 10px;" title="kulluk2" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/kulluk2.jpg" alt="kulluk2" width="160" height="213" />Abd olmak bir sorumluluktur. Üstad Hazretleri tüm ibadetleri kapsayan “ameli Salih” i izah ederken şöyle der:</p>
<p>İ’lem eyyuhel aziz! İmana ait bilgilerden sonra en lazım ve en mühim Amal-i Saliha’dır. Salih amel ise, maddi ve manevi hukuk- u ibada tecavüz etmemekle hukukullahı da bihakkın ifa etmektir.”</p>
<p>Görüldüğü gibi Üstad Hazretleri amel-i salihi ikiye ayırdı. Biri hukukullah diğeri hukuk-u ibad. Yani biri Allah’a karşı sorumluluğumuz diğeri kullarına karşı olan sorumluluğumuz. Namaz oruç gibi ibadetler Allah’a karşı sorumluluğumuzdur. Kul hakkına tecavüz etmemek, kul hakkına girmemek gibi sorumluluklar da kullara karşı olan sorumluluğumuzdur. Kamil bir abid hukuk-u ibada tecavüz etmediği gibi hukukullahı da bihakkın ifa eden kuldur. Yani her iki sorumluğu da yerine getiren kişidir. Haddi zatında kul hakkına tecavüz etmemek de rıza-yı ilahi için olmalı. Yoksa ibadet olmaz. Binaenaleyh kul hakkına tecavüz etmemek de dolayısıyla Allah’a karşı sorumluluğumuz olur.</p>
<p>Kamil bir abid her türlü ibadetini ilahi emir için yapar, neticesinde rıza-ı ilahiyi bekler, meyvesini ve faydasını ahirete saklar. Risalelerde bu mana şöyle formülize edilir. “Ubudiyet emri ilahiye ve rıza-i ilahiye bakar. Ubudiyetin daisi emr-i ilahi ve neticesi rıza-i haktır. Semeratı ve fevaidi uhreviyedir”.</p>
<p>Yine ibadetlerin bir illeti bir de hikmeti vardır. İllet emr-i ilahidir. Hikmet ise o ibadetteki dünyevi faydadır. Şari-i Hakiki’nin emrettiği ibadetlerde muhakkak dünyevi bir fayda bir hikmet bulunur. Ama şuurlu bir kul, kulluğunda dünyevi faydaları asla hedef ittihaz etmez. O sadece Allah emrettiği için yapar. Ancak ibadetteki dünyevi faydalar zayıflar için bir tercih edici, bir teşvik edici hükmünde olur. Eğer o dünyevi faydaları esas kabul etse ameli kısmen iptal olur.  Çünkü hiçbirşeye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Samed ibadette kulun samimiyet ve hulusiyetini ister. Kur’an müteaddid yerlerde dikkatimizi ibadette ihlasa çeker. Dünyevi bir fayda gözetilerek yapılan ibadetin boş olduğu ayet ve hadislerde defaatle vurgulanır.</p>
<p>İlahi dergah karşısında acz ve fakrını hisseden, kudreti nihayetsiz Allah’tan başka kimseye ihtiyaç hissetmez. Dolayısıyla ibadetinde Allah rızası haricinde hiçbir şeyi hedef ittihaz etmez. Demek ki ibadetin özü olan ihlasın yolu acz ve fakrını hissetmekten geçer. Zaten Üstad hazretleri dokuzuncu sözde ibadetin manasını tarif ederken şu cümleyi kullanır:<em><strong> “İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı ilâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp Kemal-i rububiyetin ve Kudret-i Samedaniyyenin ve Rahmet-i ilâhiyyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.”</strong></em></p>
<p>Hasılı kelam Allah’a abd olmak demek maddeye karşı hür olmak demek olduğundan asıl hürriyet abdiyettedir. Kur’an insanlık aleminin güneşleri olan peygamberleri için “abd” kelimesini kullanarak “abdiyetin” ulvi derecesine dikkatleri çeker. Öyle bir makama gelen şuurlu bir kul ibadetin özü olan ihlâsa dikkat eder.</p>
<p>Cahit CEMAL</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=262</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah (c.c.) Sonsuz cemal ve kemalini görmek ve göstermek istedi; ilahi tercih ile mevcudatı yarattı</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=103</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=103#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 09:29:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Her güzellik ve maharet sahibi, bu güzelliğini, eserlerini, sanat inceliklerini hem kendi gözüyle görmek ve hem de başkalarının nazarıyla o eser ve sanatına bakmak ister. Cenab-ı Hak da, kendi sonsuz Cemal ve Kemalini görmek ve mahlûkatına göstermek hikmetiyle, bu kâinat sergisini açıp antika sanatlarını orada dizmek istedi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="announcement_post"><p><img class="alignleft size-full wp-image-227" style="margin: 10px;" title="1224712_apple_1" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/1224712_apple_1.jpg" alt="1224712_apple_1" width="201" height="300" />Her güzellik ve maharet sahibi, bu güzelliğini, eserlerini, sanat inceliklerini hem kendi gözüyle görmek ve hem de başkalarının nazarıyla o eser ve sanatına bakmak ister. Cenab-ı Hak da, kendi sonsuz Cemal ve Kemalini görmek ve mahlûkatına göstermek hikmetiyle, bu kâinat sergisini açıp antika sanatlarını orada dizmek istedi.</p>
<p>Bir çiçeğin yaratılması, bir baharın icadı kadar O’na rahat ve bütün mahlûkatın icadı bir atomun teşkili kadar kudretine kolay gelen Cenab-ı Hak, bu kâinat sergisini hikmet, inayet ve adalet kanunlarına binaen tedricen açtı. Önce bütün varlıkların esasını, özünü ve nurunu teşkil eden çekirdek misali cevheri halk etti. O çekirdeği tekâmül ve terakki kanunlarına tâbi tuttu. Her şeyi kademe kademe, yavaş yavaş yokluk âleminden varlık âlemine çıkardı. Güneşi orada bırakıp, galaksi ve yıldızları yerlerine yerleştirdi, zemin sofrasını burada açtı. Semadan yağmuru indirdi, zemine toprağı serdi. Denizleri çeşit çeşit canlılarla, karaları bitkilerle şenlendirdi. İnayet ve Rahmetinin tecellisiyle önce sofraları seriyor, arkasından misafirlerini gönderiyordu. Çimenler yeşeriyor, arkasından koyunlar, kuzular geliyordu. O’nun emriyle güller açıyor, nergisler boy gösteriyor, şeftaliler meyvelerini dalların elleriyle uzatıyor, atlar ve inekler dolanıyor, kuşlar semalarda süzülüyordu. Melâikeler, yaratıcılarını zikir ve tesbihte asumanı vecde getiriyordu. Ama henüz beklenen misafir gelmemişti. Zemin ve sema garipti. Melâikeler ne koyunun varlığını anlayabiliyor ve ne de atın bulunmasına bir mana verebiliyordu.</p>
<p>Bir gün, yeryüzünün rengi ve görünüşü birden değişivermişti. Rüzgâr daha bir neşeli esiyor, ekinler bu aşkla vecde geliyor, ağaçlar meyvelerini daha neşeli sallıyor, dağlar cuş-u huruşa geliyor, denizler çarşaf çarşaf sergi açıyor, melâikeler secdeye gidiyordu. Zira, zeminin halifesi, mahlûkatın efendisi ve Cenab-ı Hakk’ın muhatabı insan yer yüzünde görünmüştü. Bu son misafir, bütün kâinat ağacının meyvesi, bütün varlıkların kumandanı ve hâkimi idi.<br />
Çevresinde olup bitenlere tam bir mana veremeyen bu şerefli mahlûk, kâinatın sırlarını anlamaya çalışıyordu. Kendi varlığının mahiyetini bilmek istiyordu. Nereden gelmişti? Nereye gidecekti? Niçin gelmişti ve kendisinden ne isteniyordu? Kendisini kim göndermişti?<br />
Ruh sahipleri, muntazam, hikmetli giyinmiş ve giydirilmiş, süslendirilmiş, bu sergiye gönderilmiş varlıkları ve özellikle canlıları seyrediyor, ancak çabuk kaybolmalarına bir mana veremiyordu.<br />
İnsan, bu sorulara yeterli cevap bulamıyor, varlığının manasını tam çözemiyordu. Bütün insanlık, bu kâinat kitabının manasını bilen, bu sorularına ikna edici cevabı verecek, yaratıcı ile arasını bulacak, elinden tutup onu yaratanına götürecek büyük bir misafiri bekliyordu. O şerefli misafir, bu kâinat sergisinde dizilmiş varlıkların sırrını çözecek, yaratılışın hikmetini anlatacaktı.<br />
O misafir, insanlığın ser tacı, bütün peygamberlerin reisi, kâinat Halık’ının sevgilisi, bütün insanlığın önderi, gönüller sultanı, kalplerin sevgilisi, âlemlerin rahmet kaynağı, bütün sırların anahtar sahibi, kâinatın nuru ve ışığı Muhammed (s.a.v.) bu âlemi şereflendirince kâinat birden bire nurlandı, aydınlandı. Her şeyin hakikati daha iyi görülmeye başladı.<br />
<img class="size-full wp-image-234 alignright" style="margin: 10px;" title="kuran2011" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/kuran2011.jpg" alt="kuran2011" width="229" height="224" />O, insanlığa ve bütün ruh sahiplerine, âlemlerin yaratılış sırlarını açıklıyor, kâinat sergisinin manasını ders veriyordu. Ondan ders alan akıl sahipleri de, bu dünyaya gelip çabucak kaybolmaların sırrını çözmeye başlamıştı. Her varlık ve özellikle canlılar, manalı birer kelime, birer mektup, ya da kitap tarzında Cenab-ı Hak tarafından yazılıyor, bütün şuurlu varlıklar onu inceliyor, tetkik ediyor, sanat inceliklerini ve harikalıklarını anlamaya çalışıyordu. Tabiî bu çok sınırlı bir algılama ve değerlendirme idi. Çünkü hem onları tefekkür edenler az sayıda hem de şuur sahipleri canlıların bütün sanat inceliklerine vakıf olamıyor ve dolayısıyla hakkıyla onun sanat ve kıymetini taktir edemiyordu. O halde canlıların en mühim yaratılış gayesi, doğrudan Cenab-ı Hakk’ın kendi nazarına arz etmek ve cemal ve kemaline bir ayna olmaktı.</p>
<p>Cenab-ı Hak, sevdiği bu sevimli varlıkları ve özellikle canlıların hiç birine göz açtırmayarak mütemadiyen âlemi gayba gönderiyor, hiç birine uzun süre nefes aldırmadan bu dünyadan terhis ediyordu. Bu dünya misafirhanesini devamlı doldurup misafirlerin rızası olmadan boşaltıyordu. Şu kâinatta zaman nehri içerisinde devamlı akan ve çalkalanan, kafile kafile arkasından gelip geçen mahlûkatın bir kısmı geliyor, bir saniye sonra kayboluyor. Bir grubu bir dakika kalır, bir çeşidi bir saat bu âleme uğrar ve arkasından âlemi gabya gönderilir. Bazıları bir günde, bir kısmı bir sene bir kısmı bir asırda, bazısı da asırlarda bu âlemi şahadete gelir, bir takım vazifeleri görüp gider.</p>
<p>Varlıklar yokluğa gidip kaybolmuyordu. Kudret dairesinden gidiyor, ilim dairesinde, varlığını devam ettiriyordu. Alem-i şahadetten âlem-i gayba gidiyordu. Dünya âleminden ahiret âlemine geçiyor, bir beldeden bir başka beldeye gidiyordu. Geçici ve karanlıklı, ezici ve boğucu olan bu âlemden nur âlemine, bâki âleme gidiyordu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-229" style="margin: 10px;" title="1227756_orange_butterfly_1" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/1227756_orange_butterfly_1.jpg" alt="1227756_orange_butterfly_1" width="300" height="225" />Eşyada görünen güzellikler ve mükemmellikler, Cenab-ı Hakk’ın isimlerine aittir ve o isimlerin tecellileridir. Madem o isimler bâkidir, devamlıdır ve cilveleri daimidir. Elbette onların nakışları yenilenir, daha güzel bir şekilde âlem-i bâkide tazelenir. Mâdem Sâni-i Zülcelâl vardır ve bâkidir ve sıfat ve isimleri de devamlıdır. Elbette o isimlerin cilveleri, nakışları ve tezahürleri de, bâki bir âlemde devamlıdır.</p>
<p>Kâinattaki bu esrarengiz faaliyet ve hareketin altında yatan sırlardan birisi, bu akıl almaz faaliyetin verdiği lezzettir. Küçük olsun büyük olsun her bir hareket bir lezzet verir. Denilebilir ki, her faaliyette bir lezzet vardır. Bütün mahlûkatın bu sevk ve hareketten aldığı lezzeti müşahede eden Sani-i Zülcelâl, kendi zatına münasip kudsi bir muhabbet, mukaddes bir lezzetle böyle hadsiz faaliyetle ve sayısız yaratıklarıyla kâinatı daima tazelendiriyor, çalkalandırıyor ve değiştiriyor. Bu hayret verici seyahat ve seferde hareketli mahlûkat son derece intizamlı, ölçülü ve hikmetli sevk ve idare edilir ki, bütün akıllar birleşse, bu tedbir ve idarenin sırrına akıl erdiremez bir güzellik ve incelikle idare edilmektedir.</p>
<p><img class="size-full wp-image-240 alignright" style="margin: 10px;" title="space" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/uploads/space.jpg" alt="space" width="229" height="224" />Kâinattaki bu esrarengiz faaliyet ve hareketin altında yatan sırlardan ikincisi ise, Cenab-ı Hakk’ın sanat inceliklerini ve güzelliklerini, seyirci misafirlerin dikkatini çekerek şuur sahiplerine göstermek istemesidir. Varlıkların yaratılışında her an süratli ve sanatlı değişmelerin olması ve hiçbir şeyin kararında kalmaması, fezadaki sonsuz yıldız ve gezegenlerin çok hikmetli ve ölçülü hareketleri, atomdan galaksilere kadar olan her bir varlıktaki hareket ve faaliyet, kışta beyaz elbisesine bürünen zemin yüzünün baharda renga renk elbiselerle süslenmesi ve ağaçlara takılan her bir meyve, akıl sahiplerine bir şeyler söylemek istiyor. Âdeta, göklerin ve yerin hareketli varlıkları ve hareketleri, onların konuşmalarındaki kelimelerdir ve hareketleri ise bir konuşmadır. Kâinattaki faaliyet dahi kâinatın ve içindeki varlıkların sessizce bir konuşması ve konuşturulmasıdır.</p>
<p>Adem TATLI (Prof. Dr.)</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=103</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayır Ve Şer Üzerine</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=47</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=47#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 18:48:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Hayır; “meşru iş, faydalı amel, iyilik” demektir. Şer ise, onun zıddı olup “zararlı iş, kötülük”anlamına gelir. 

Hayır ve şer Allah’tandır. Hayrı da, şerri de yaratan ancak O’dur. Lâkin hayra rızası var, şerre ise yoktur. 

Hayır ve şer, yapılan işin, işlenen fiilin Allah’ın emir ve rızasına uygun olup olmamasıyla ilgilidir. Yâni, fiilin kendisiyle değil, sıfatıyla alâkalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="announcement_post"><p>Hayır; “meşru iş, faydalı amel, iyilik” demektir. Şer ise, onun zıddı olup “zararlı iş, kötülük”anlamına gelir.</p>
<p>Hayır ve şer Allah’tandır. Hayrı da, şerri de yaratan ancak O’dur. Lâkin hayra rızası var, şerre ise yoktur.</p>
<p>Hayır ve şer, yapılan işin, işlenen fiilin Allah’ın emir ve rızasına uygun olup olmamasıyla ilgilidir. Yâni, fiilin kendisiyle değil, sıfatıyla alâkalıdır.</p>
<p>Şöyle ki, konuşma, görme, işitme, yürüme&#8230; hepsi birer fiildir. Hayır olsun şer olsun bütün bu fiilleri yaratan Allah’tır. İşlenen fiil, yapılan iş, İslâm’a uygun ise ‘hayır’, aksi halde ‘şer’ olur. Zaten Allah’ın birliğine iman eden bir insan, O’nu bütün bu işlerin, bu fiillerin tek yaratıcısı olarak bilir.</p>
<p>İnsan bir işi yapmayı sadece arzu eder ve cüz’î iradesini o işi yapmaya sarfeder. Neticeyi yaratan ise Allah’tır. Hakikat böylece bilinmezse ortaya şöyle bir tezat çıkar: Aynı fiil ‘hayır’ olunca Allah tarafından yaratılır, aksi halde&#8230; Evet aksi halde&#8230; cümlenin sonunu nasıl getireceğiz?”</p>
<p>Bir tek misâl verelim:<br />
Görme fiilinin yaratıcısı Allah’dır. Göz fabrikası O’nun, ışık O’nun, görülen bütün eşya da O’nundur. O halde bir insan neye bakarsa baksın görmeyi yaratan Allah’dır. Baktığı helâl ise bu bakış “hayır” olur, haramsa “şer” olur. Hayrı da O yaratır, şerri de.</p>
<p>İslam inancına göre, şerrin yaratılması şer değildir; şer olan, onu kesb etmek, yani ona yönelmek, onu irade etmek ve işlemektir.<br />
Bütün ilâhî isimler gibi, bütün ilâhî fiiller de güzeldirler. Hâlık ismi güzel olduğu gibi, yaratma fiili de güzeldir. Rezzak ismi güzel olduğu gii rızıklar da güzeldirler.</p>
<p>Rahman ismi gibi, Kahhar ismi de güzeldir; güzel olmayan, kahrı gerektiren isyanları işlemektir.</p>
<p>Suç işlemek şerdir, ama suçluyu hapse atmak şer değildir.<br />
Dalâlet fırkalarından birisi olan Mutezile Mezhebinde, şerrin yaratılması, şer telâkki edilir. Buna göre, canilere ceza vermeyi şer kabul etmek gerekiyor.<br />
İnsanın kanındaki alyuvar ve akyuvarları yaratan Allah olduğu gibi, onun manevî kalbinde hidayet ve dalâleti de yaratan yine O’dur. Hidayet hayırdır, dalâlet ise şerdir. Bunların her ikisine de kulun kendisi talip olur. Ve yine bunların her ikisini de Allah yaratır.</p>
<p>Bu imtihan meydanının bir gereği de, “bir kul, hayır olsun, şer olsun her neyi isterse” Allah’ın onu yaratması değil midir? Hidayet yolunu tercih edenlerde Hâdi, yani hidayete erdirici ismi, sapık yollara girenlerde ise Mudil, yani “dalâlete düşürücü” ismi tecelli eder. Birincilere yolun doğrusu gösterilmiş, ikincilere ise arzu ettikleri yanlış yol açılmış ve geçmelerine izin verilmiştir. Her iki isim de, her iki tecelli de güzeldirler. Güzel olmayan, hidayeti bırakıp dalâleti tercih etmek, onu istemek, ona yönelmektir.</p>
<p>Nur Külliyatında bu hakikat açıklanırken enteresan bir misâl verilir: Ateş.<br />
Ateşin yaratılması şer değildir; ateşin binlerce faydası bunu ispat eder. Şer olan, ateşe temas etmek, O’nunla yangın çıkarmaktır.</p>
<p>Şu da var ki, insanlar, çoğu zaman, “şer“ kelimesini kendi hoşlarına gitmeyen, rahatlarını kaçıran ve huzurlarını bozan şeyler için kullanırlar. Hâlbuki, bu hadiseler insan için birer imtihan vesilesi, birer terakki aracıdır. İnsanoğlu bu şerlerin altında nice hayırlar bulunduğunu bilemez ve sabırsızlık göstererek şikayet yolunu tutar ve böylece onları kendi hakkında şerre çevirir.</p>
<p>İnsanın bu kısa nazarı ve bu yanlış tutumu, cihatla ilgili bir âyet-i kerimede şöyle sergilenir.<br />
“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki o hakkınızda bir hayırdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir şerdir.” (Bakara Sûresi, 216)</p>
<p>Demek ki, hoşlanmadığımız ve şer sandığımız birçok hadise, gerçekte hayrı netice verebilmektedir; hastalığın günahlara kefaret olması gibi. Bazen de hoşlandığımız şeylerin hakkımızda şer olduğunu görüyoruz; servet ve makamın kibir ve gurura yol açması gibi.</p>
<p>Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.)</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=47</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Muhammed, Kâinat Ağacının Çekirdeği ve En Mükemmel Meyvesidir!</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=37</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=37#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 17:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Peygamber (SAV)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[Şu kâinata hikmet nazarı ve gözüyle bakıldığı zaman, azîm ve çok büyük bir ağaç mânâsında görünecektir. Bu öyle muazzam ve muhteşem ağacın, bizim bildiğimiz gibi dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Bu kâinat ağacının dallarını unsurlar ve elementler, yapraklarını bitkiler âlemi, çiçeklerini hayvanlar âlemi, meyvelerini ise insanoğlu teşkil eder.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="announcement_post"><p>Şu kâinata hikmet nazarı ve gözüyle bakıldığı zaman, azîm ve çok büyük bir ağaç mânâsında görünecektir. Bu öyle muazzam ve muhteşem ağacın, bizim bildiğimiz gibi dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Bu kâinat ağacının dallarını unsurlar ve elementler, yapraklarını bitkiler âlemi, çiçeklerini hayvanlar âlemi, meyvelerini ise insanoğlu teşkil eder.</p>
<p>Sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve bütün eserlerini sonsuz mükemmellikteki san’at özellikleriyle yaratan Allah’ın bizim bildiğimiz ağaçlar üzerinde koyduğu kanunlar bu büyük kâinat ağacı için de geçerlidir. Hattâ, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her şeyde sonsuz ve sınırsız hikmetler gözettiğini ifade eden Hakîm isminin muktezası ve gereğidir.</p>
<p>Bu tespitin ardından, mukteza-yı hikmet, yani her şeyde ve yerde cari olan hikmet kanunundan hareketle, kâinat ve hilkat ağacının bir çekirdekten yaratılması gerektiği neticesine ulaşırız. Daha da ilerisi bu çekirdeğin bu cismanî ve maddî âlemle birlikte diğer tüm manevî âlemlerin özünü, fihristini temel özelliklerini üzerinde barındırmalıdır. Çünkü, birbirinden farklı binlerce, milyonlarca âlemleri içinde barındıran bu muazzam ağacın aslî çekirdeği ve kaynağı kuru bir madde olamaz.</p>
<p>Diğer bir özellik ve zaruret de, kâinat ağacından önce başka bir ağacın olmamasıdır. O halde, bu ağaca menşe ve çekirdek olacaktır ve olmalıdır. Bu çekirdeğin özü olan mânâ ve nura yine bu kâinat ağacında bir meyve kılıfının ve elbisesinin giydirilmesi yine Hakîm isminin muktezası ve gerektirmesidir. Çünkü hiçbir çekirdek çıplak olamaz. Bu noktadan hareketle evvel-i fıtratta, yani âlemlerin yaratılmasından önce meyve libasını giymemiş olan bu çekirdeğin, âhirde, yani kâinat yaratıldıktan sonra o libası ve kılıfı mutlaka giyeceği neticesine ulaşırız.</p>
<p>Kastettiğimiz bu meyve insandır.<br />
Bütün varlık âlemlerinin en kıymetli ve değerli meyvesi insan olduğuna göre, bu meyveler arasındaki en mükemmel, en güzel, en üstün ve en değerli meyveyi aramamız gerekir.</p>
<p>Bu arayışımız neticesinde zikrettiğimiz özellikleri ve daha nice mükemmellikleri üzerinde taşıyan bir tek meyveye, kâinat ağacının en üstün meyvesine ulaşabiliriz.</p>
<p>En meşhur, en muhteşem, bütün varlıkların dikkatini üzerinde toplayan, yeryüzünün yarısını, insanlığın beşte birinin nazarını kendine çeken, mânevi güzellikleriyle âlemi nazar-ı muhabbet veya hayretle kendine çeviren meyve, Hz. Muhammed’dir (a.s.m.).</p>
<p>O halde, kâinatın teşekkülüne çekirdek olan nur, onun zâtında cismini, maddî bedenini giyerek en âhir, en son ve en değerli meyve olarak kendini göstermiştir.</p>
<p>Şu koca kâinatın, onun yanında zerre kadar dahi yer tutmayan bir insanın mahiyetinden, yapısından yaratılması akıldan uzak tutulmaması gerekir. Bir çeşit âlem olan muazzam bir çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden, yaratan kudreti sonsuz, heybet ve haşmeti sınırsız Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl yaratmasın ve yaratamasın?</p>
<p>Kâinat ağacı, tıpkı gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olan Cennetteki Tûbâ ağacı gibi, en aşağıdaki meyve makamından, tâ aslî çekirdek makamına kadar nuranî bir bağı ve münasebeti bulunur.</p>
<p>Unsurlar ve elementlerin dallarını, bitkiler âleminin yapraklarını, hayvanlar âleminin çiçeklerini, insanlığın meyvelerini teşkil ettiği bu kâinat ağacının en parlak, en ışıklı, en aydınlatıcı, en nurlu, en güzel, en yüksek şeref ve şan sahibi, en değerli, en yüce ve en sevgili meyvesi Seyyidü’l-Enbiyâ ve’l-Mürselîn (Peygamberlerin ve Resullerin Efendisi), İmâmü’l-Müttakîn (Müttakîlerin, Allah’tan hakkıyla korkanların İmamı), Habîbi Rabbü’l-Âlemîn (Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Sevgilisi) Hazret-i Muhammed’dir.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî, çeşitli risalelerinde aynı benzetmeyi kullanarak Hz. Muhammed’in özelliklerini ve üstünlüğünü dile getirir. Bunlardan bazılarını şöyle aktarabiliriz:</p>
<p>“Âlem-i kebir (kâinat) bir şecere (ağaç) tahayyül edilirse (hayal edilirse), nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi (meyvesi) olur.”<br />
“Şecere-i kâinatın (kâinat ağacının) çekirdeği ve en münevver (nurlu) meyvesidir.”<br />
“Hakikat-i Muhammediye (a.s.m.), kâinatın çekirdek-i aslîsi (temel ve aslî çekirdeği), bir sebeb-i hilkati (yaratılış sebebi) ve en mükemmel meyvesidir.”<br />
“Şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinatın (Kâinatın Yaratıcısı) tercümanı ve sevgilisidir.”<br />
“Göklerin ve yerin yaratılış sebebi, bütün âlemlerin aslî çekirdeği, en mükemmel ve en son meyvesidir.”<br />
“Bütün kâinatın yaratılış sebebi olduğu gibi aynı zamanda neticesidir.”<br />
“Şu kâinat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi; İlâhî rahmetin bir timsali ve örneğidir.”</p>
<p>“En meşhur meyve ve en muhteşem semere ve umumun nazar-ı dikkatini celb eden (üzerine çeken) ve arzın nısfını (yeryüzünün yarısını) ve beşerin humsunun (insanlığın beşte birinin) nazarını kendine hasreden (üzerinde toplayan) ve mehâsin-i mâneviyesiyle (manevî güzellikleriyle) âlemi ya nazar-ı muhabbet veya hayretle (sevgi ve hayranlık bakışıyla) kendine baktıran meyve, zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Elbette, kâinatın teşekkülüne (meydana gelmesine) çekirdek olan nur, onun zâtında cismini giyerek en âhir (en son) bir meyve suretinde görünecektir.”</p>
<p>Veli SIRIM (Dr.)</p>
<p>KAYNAKLAR.<br />
Sözler / Otuz Birinci Söz &#8211; s.263.<br />
Mesnevî-i Nuriye &#8211; Şemme &#8211; s.1348.<br />
Mesnevî-i Nuriye &#8211; Habbe &#8211; s.1325.<br />
Sözler / Yirmi İkinci Söz &#8211; s.128<br />
Şuâlar / On Beşinci Şuâ &#8211; s.1132<br />
Mektubat / On Dokuzuncu Mektup &#8211; s.391<br />
Barla Lâhikası &#8211; Mektup No: 248 &#8211; s.1543<br />
Emirdağ Lâhikası (2) &#8211; Mektup No: 83 -s.1859<br />
Mektubat / On Dokuzuncu Mektup &#8211; s. 446.<br />
Sözler / Otuz Birinci Söz &#8211; s. 263.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=37</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keşke Olmasaydı Belgeseli</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=572</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=572#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 08:14:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=572</guid>
		<description><![CDATA[Kanal 24 ekranlarında yayınlanan Keşke Olmasaydı programında Bediüzzaman Said Nursi Hz. işlendi. 1 Ağustos Pazar akşamı yayınlanan programı buradan izleyebilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="400" height="300"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13842435&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=1&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13842435&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=1&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"></embed></object>
<p><a href="http://vimeo.com/13842435">Keşke Olmasaydı &#8211; Bediüzzaman Said Nursi</a> from <a href="http://vimeo.com/user3285128">enursi</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=572</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevekkül etmek</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=568</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=568#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 09:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sesli Dersler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[Manen ve rütbeten Beşinci Lem'a ve sureten ve makamen Otuzbirinci Mektub'un Otuzbirinci Lem'asının kıymetdar Dördüncü Şuaı ve Âyet-i Hasbiyenin mühim bir nüktesidir. (4. Şua)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript" src="http://www.nuraksiyon.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/swfobject.js"></script>
<span id="nazdravemp3_1"><a href="http://www.adobe.com/products/flashplayer/" target="_blank">Go get Adobe Flash Player!</a></span>
<script type="text/javascript">
	var so = new SWFObject(
		"http://www.nuraksiyon.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf",
		"nazdravemp3_player", "300", "20", "8", "#FFFFFF");
	so.addVariable("file", "/wp-content/mp3_ders/zeytinburnu/tevekkul.mp3");
	
	so.write("nazdravemp3_1");
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=568</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=560</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=560#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 17:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sesli Dersler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Dost TV'den tanıdığımız Sayın Dr. Hakan Yalman İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin bahsini anlatıyor.

“Evet bir çekirdekte, hem bedihî olarak, irade ve evamir-i tekviniyenin ünvanı olan “Kitab-ı Mübîn”den haber veren ve işaret eden, hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlahînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübîn’den haber veren ve remzeden iki kader tecellisi var.” (Sözler)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin: 10px; border: 0pt none;" src="/wp-content/uploads/drhakanyalman.jpg" alt="Dr. Hakan Yalman" width="100" height="100" />Dost TV&#8217;den tanıdığımız Sayın Dr. Hakan Yalman İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin bahsini anlatıyor.</p>
<p><span id="nazdravemp3_2"><a href="http://www.adobe.com/products/flashplayer/" target="_blank">Go get Adobe Flash Player!</a></span>
<script type="text/javascript">
	var so = new SWFObject(
		"http://www.nuraksiyon.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf",
		"nazdravemp3_player", "300", "20", "8", "#FFFFFF");
	so.addVariable("file", "/wp-content/mp3_ders/zeytinburnu/kitabimubin.mp3");
	
	so.write("nazdravemp3_2");
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=560</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in İstanbul&#8217;un Fethine İşareti</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=558</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=558#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 17:37:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sesli Dersler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA["And olsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etti. İnşaallah hepiniz emniyet içinde ve saçlarınızı tıraş etmiş veya kısaltmış olarak Mescid-i Harama gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir; onun için, Mekke'nin fethinden önce size yakın bir fetih daha ihsan etti. Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar Allah'ın lûtfunu ve rızasını ararlar. Yüzlerinde ise secde izi vardır. Onların Tevrat'taki vasıfları budur. İncil'deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah'ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir. Onlardan İmân eden ve güzel işler yapanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir." Fetih Sûresi: 48:27-29. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="nazdravemp3_3"><a href="http://www.adobe.com/products/flashplayer/" target="_blank">Go get Adobe Flash Player!</a></span>
<script type="text/javascript">
	var so = new SWFObject(
		"http://www.nuraksiyon.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf",
		"nazdravemp3_player", "300", "20", "8", "#FFFFFF");
	so.addVariable("file", "/wp-content/mp3_ders/zeytinburnu/istanbulfetihmono.mp3");
	
	so.write("nazdravemp3_3");
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=558</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salavata neden ihtiyaç var?</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=545</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=545#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 17:44:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video Dersler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=545</guid>
		<description><![CDATA[ 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed id=VideoPlayback src=http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=961277938860798449&#038;hl=tr&#038;fs=true style=width:400px;height:326px allowFullScreen=true allowScriptAccess=always type=application/x-shockwave-flash> </embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=545</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Risale-i Nur dava içinde bürhandır.</title>
		<link>http://www.nuraksiyon.com/?p=543</link>
		<comments>http://www.nuraksiyon.com/?p=543#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 17:43:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video Dersler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nuraksiyon.com/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[ 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed id=VideoPlayback src=http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1890372865978953121&#038;hl=tr&#038;fs=true style=width:400px;height:326px allowFullScreen=true allowScriptAccess=always type=application/x-shockwave-flash> </embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nuraksiyon.com/?feed=rss2&amp;p=543</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
