Eğer biz doğru İslamiyet'i ve İslamiyet'e layık doğruluğu ef'alimizle izhar etsek sair kıt'alardan ve milletlerden fevc fevc İslamiyet'e dehalet edeceklerdir.
7th Kasım 2009

Abd

Marifet Ufku kategorisinde |

kulluk1Abd: Sözlük anlamı kul, köle, hür olmayan gibi manalara gelir. Gerçekte zat-ı uluhiyet dışında kalan bütün varlık alemi abd kelimesi kapsamına girer. Risalelerde yer yer rububiyet dairesi ve ubudiyet dairesi diye iki türlü daireden bahsedilir. Rububiyet dairesi Zat-ı Akdes’e aittir. Eşyayı terbiye eden her bir varlığa muayyen bir suret ve miktar belirleyen, hadsiz fezada nihayetsiz zerreleri sevk ve idare eden yalnız O’dur. Münezzeh ve Müberra olan rububiyet dairesinin karşısında ubudiyet dairesi vardır. Vücudu vacip olan Zat-ı Zülcelal haricinde tüm mümkin varlıklar ubudiyet dariresindedir ve hepsi abd kapsamı içindedir. 24. Sözün dördüncü dalında şöyle bir ifade vardır: “Kur’an-ı Hakim tasrih ediyor ki arştan ferşe yıldızlardan sineklere, meleklerden semeklere, seyyarattan zerrelere kadar her şey Cenab-ı Hakk’a secde ve ibadet ve hamd ve tesbih eder. Fakat ibadetleri mazhar oldukları esmalara ve kabiliyetlerine göre ayrı ayrıdır, çeşit çeşittir.”

Görülüyor ki bütün varlık alemi “abd”dir .Ancak ibadetleri çeşit çeşittri. Hayvanların ibadetleri ayrı, meleklerin ayrı, bitkilerin ayrı insanların ayrıdır. Sonuç olarak hepsi ibadet safında yer alıyrolar. Bunlardan insanın ibadeti daha bir başkadır. O varlıkta gizlenmiş ilahi isim hazinelerinin keşşafıdır, ruy-i zeminin halifesidir, Allah’ın tek muhatabıdır. Bu cihette insanın ibadeti külli ve kapsamlıdır. (bkz. Abd-i Külli)

Ezel ve ebedin Zülcelal Sultanı abdiyet cihetiyle mahlukatını seviyor. Seviyor ki mevcudatın vazifelerini, ibadetlerini, tesbihlerini inkar etmek manasına gelen “ küfür” fiilini ve bu fiilin sahibi olan “kafiri” ebedi cehennemle cezalandırıyor. Mevcudat abdiyet yönüyle ind-i ilahide  yüksek derecelere sahiptir. Bu manada şu cümle çok dikkat çekicidir:”Şu mevcudatın ali bir makamı, ehemmiyetli bir vazifesi vardır. Zira onlar mektubat-ı rabbaniye ve meraya-yı sübhaniye ve memurin-i ilahiyedirler.”

Bir başka açıdan abd kelimesine bakarsak; “abd” kul, köle manasına gelirsede asıl hürriyet abdiyetin içindedir. Çünkü tam abd olmak demek masivaya karşı hür olmak demektir.”Allah’a abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur sözü hükmümüzü teyit ediyor.

Kuran’da en yüksek mevki ”abd”  mevkiidir.çünkü feleklerin yaratılma sebebi, beşerin eşrefi ve ahseni, mefhar-i kainat efendimiz (A.S.M) kuran’da abdimiz diye ondan bahsediliyor. İsra suresinin birinci ayeti olan” Münezzeh tir O Allah ki abdini bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksaya yürüttü.” İfadesinde insanların en şereflisi için “abd” kelimesi zikrediliyor. Yine bakara suresinde “abdimize indirdiğimiz bu Kur’anda bir şüpheniz varsa…” (bakara 23) ayeti eşsiz insandan “abd” diye bahsediliyor. Rivayete göre Resul-i Kibriya Efendimiz (ASM) kul peygamber mi sultan peygamberi mi olmak istersin? Sorusu karşısında Hz. Seyyidül Abidin (ASM) kul peygamber olmayı tercih etmiştir. Sultan-ı Kainata abd olan elbette masivaya karşı hür olur.

Hz. İsa (AS) mucize eseri olarak beşikte konuşmaya başlayınca zikrettiği ilk kelime “ben muhakkak Allah’ın kuluyum” (Meryem 30) olmuştur. Ayetin devamında ise “Hayatta olduğum müddetçe bana namaz kılmayı ve zekat vermeyi tavsiye buyurdu” diye geçer.

Hz. Nuh (AS) için Kur’an “abden şekur” ifadesini kullanır. İsra suresinin 3. Ayetinde “O (Nuh) doğrusu çok şükreden bir abd idi.” cümlesi geçer.

Bu üç örnek haricinde Kur’anda başka peygamberler için de abd ifadesi bulunmaktadır. Sad suresinin 30. Ve 44. Ayetlerinde Hz. Süleyman ve Hz. Eyyub için “ne güzel abddi” ifadeleri yer alır.

Görülüyor ki beşerin en seçkin insanları olan peygamberler için cenabı Allah abd kelimesini kullanıyor.

kulluk2Abd olmak bir sorumluluktur. Üstad Hazretleri tüm ibadetleri kapsayan “ameli Salih” i izah ederken şöyle der:

İ’lem eyyuhel aziz! İmana ait bilgilerden sonra en lazım ve en mühim Amal-i Saliha’dır. Salih amel ise, maddi ve manevi hukuk- u ibada tecavüz etmemekle hukukullahı da bihakkın ifa etmektir.”

Görüldüğü gibi Üstad Hazretleri amel-i salihi ikiye ayırdı. Biri hukukullah diğeri hukuk-u ibad. Yani biri Allah’a karşı sorumluluğumuz diğeri kullarına karşı olan sorumluluğumuz. Namaz oruç gibi ibadetler Allah’a karşı sorumluluğumuzdur. Kul hakkına tecavüz etmemek, kul hakkına girmemek gibi sorumluluklar da kullara karşı olan sorumluluğumuzdur. Kamil bir abid hukuk-u ibada tecavüz etmediği gibi hukukullahı da bihakkın ifa eden kuldur. Yani her iki sorumluğu da yerine getiren kişidir. Haddi zatında kul hakkına tecavüz etmemek de rıza-yı ilahi için olmalı. Yoksa ibadet olmaz. Binaenaleyh kul hakkına tecavüz etmemek de dolayısıyla Allah’a karşı sorumluluğumuz olur.

Kamil bir abid her türlü ibadetini ilahi emir için yapar, neticesinde rıza-ı ilahiyi bekler, meyvesini ve faydasını ahirete saklar. Risalelerde bu mana şöyle formülize edilir. “Ubudiyet emri ilahiye ve rıza-i ilahiye bakar. Ubudiyetin daisi emr-i ilahi ve neticesi rıza-i haktır. Semeratı ve fevaidi uhreviyedir”.

Yine ibadetlerin bir illeti bir de hikmeti vardır. İllet emr-i ilahidir. Hikmet ise o ibadetteki dünyevi faydadır. Şari-i Hakiki’nin emrettiği ibadetlerde muhakkak dünyevi bir fayda bir hikmet bulunur. Ama şuurlu bir kul, kulluğunda dünyevi faydaları asla hedef ittihaz etmez. O sadece Allah emrettiği için yapar. Ancak ibadetteki dünyevi faydalar zayıflar için bir tercih edici, bir teşvik edici hükmünde olur. Eğer o dünyevi faydaları esas kabul etse ameli kısmen iptal olur.  Çünkü hiçbirşeye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Samed ibadette kulun samimiyet ve hulusiyetini ister. Kur’an müteaddid yerlerde dikkatimizi ibadette ihlasa çeker. Dünyevi bir fayda gözetilerek yapılan ibadetin boş olduğu ayet ve hadislerde defaatle vurgulanır.

İlahi dergah karşısında acz ve fakrını hisseden, kudreti nihayetsiz Allah’tan başka kimseye ihtiyaç hissetmez. Dolayısıyla ibadetinde Allah rızası haricinde hiçbir şeyi hedef ittihaz etmez. Demek ki ibadetin özü olan ihlasın yolu acz ve fakrını hissetmekten geçer. Zaten Üstad hazretleri dokuzuncu sözde ibadetin manasını tarif ederken şu cümleyi kullanır: “İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı ilâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp Kemal-i rububiyetin ve Kudret-i Samedaniyyenin ve Rahmet-i ilâhiyyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.”

Hasılı kelam Allah’a abd olmak demek maddeye karşı hür olmak demek olduğundan asıl hürriyet abdiyettedir. Kur’an insanlık aleminin güneşleri olan peygamberleri için “abd” kelimesini kullanarak “abdiyetin” ulvi derecesine dikkatleri çeker. Öyle bir makama gelen şuurlu bir kul ibadetin özü olan ihlâsa dikkat eder.

Cahit CEMAL

 Facebook'ta Paylaş
Bu sayfa 437 kez görüntülenmiş.

"Abd" konusu için aşağıdaki yorumlar yapıldı.

  1. 1 Aralık 1st, 2009 tarihinde, mütekellimin dedi ki:

    cok güzel manalar…. okuyunca insan kendinden geçiyor..

  2. 2 Mayıs 29th, 2010 tarihinde, kechelii dedi ki:

    Sultan-ı Kainata abd olan elbette masivaya karşı hür olur… Ahirzamanda nefsine uyup ,çevresindekileride nefisleri hesabına, işlettirenlere abd olursan hür olursun…
    Malesef zalimlerin çoğunluğu haklı olan azınlığı çiğneyip geçiyor.Birşeyi unutan ehl-i nefis ahirini hesaba katmıyor…Zulm ile ABAD olanın AHİRİ berbat olur…
    Binaenaleyh kul hakkına tecavüz etmemek de dolayısıyla Allah’a karşı sorumluluğumuz olur.
    Bu sorumluluğuda maalesef bilen cahiller bol bol yapmamakta.
    Allah c.c. nefis ve şeytana bilhassa HUTUVAT_I SİTTE’de geçen insi şeytanlara abd olmaktan muhafaza etsin amin.
    Şeytana Euzü besmele çekersin kaçar gider,insi şeytanlara, şeytanlaşmış insanlara euzu besmele çeksen kaçıp gitmez.

Yorum Yazın

* ile belirtilen alanların doldurulması gerekmektedir.

  • Arama Kutusu

  • Bir Vecize

  • Ehl-i takva, ehl-i ilme karşı dostane vaziyet alınız.

    Kastamonu Lahikası