10th Ekim 2009
Bir zamanlar bir Sultan vardı. Hadsiz hesapsız serveti, sınırsız hazineleri vardı. Hazinelerinin ne mikdarını sayabilmek, ne de o hazinelerde yer alan değerli mücevherleri, sanatlı eserleri, kıymetli eşyaları söyleyebilmek imkansızdı. Gözle görülebilen hazineleri böyleyken, görülmeyen, gizli olan defineleri ve o definelerdeki paha biçilmez zenginlikleri akıl ve hayale sığmaz ölçüdeydi.
Hz. Peygamber (SAV) kategorisinde |
10th Ekim 2009
Bir zaman bir sultan varmış. Her nevi cevherler, zümrütler ve elmaslardan oluşan pek çok hazineleri bulunuyormuş. Hem, gizli pek acip defineleri, hem kemalatça sanayi-i garibede pek çok mahareti, hem, hesapsız acip fenlere marifeti, ihatası varmış. Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zişan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin; ta insanların nazarında saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta Cemal ve Kemal-i manevisini iki vecihle müşahede etsin. Bir vechi, bizzat nazarı dekaik aşinesiyle görsün. Diğeri, gayrın nazarıyla baksın…
Hz. Peygamber (SAV) kategorisinde |
10th Ekim 2009
Ali Uçar ağabeyin sesinden 1.Mektup 2. Sual.
Sesli Dersler kategorisinde |